2016-2017 Sonbahar Kış Modası

Renkli mi renkli, katkat giyinilen, sıcacık kış sezonuna hazır olalım! İşte yeni sezonun benim gözümden trendleri bu şekilde sıralanıyor... Maskülen, Daha fazlasını için...

La La Land

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  

LLL d 29 _5194.NEF
Sanırım bu ikiliyi sevmiyorum, ama onları üç kez aynı filmde buluşturduklarına göre bildikleri birşey olduğunu düşünüyorum. Gangster Squad, Crazy Stupid Love filminden sonra La La Land ve bingo!
Disney geçmişinde, yani henüz çocukluk döneminde dans yeteneklerini sergileyen Ryan Gosling, günümüzün en başarılı aktörlerinden biri… Ve filmdeki cool duruşu danslarıyla gerçekten bu filmin en nokta atışı seçimlerinden biri. Kariyerindeki her adımı özenle atan, şimdiden kültleşmiş birçok yapımın itici gücü olan; gerektiğinde durgun ifadesiyle birkaç kelimenin adamı olduğu rolleri (Drive bunların başıdır, benimde en favori filmimdir!) gerektiğinde de en ala komedi/drama oyuncusuna bürünen Ryan’ın bir diğer başarılı filmi oldu La La Land.

lll_publicity_-_embed_5_2016

La La Land tam adıyla uyumlu bir film; Laylaylom olmayan hayatlarımız, hayallerimizin peşinden gitmek için hiç pes etmememiz gerektiğini anlatan ve beklentimi tamamen karşılayan La La Land! Damien Chazelle’in her anlamda; prodüksiyonundan sinematografisine, kurgusundan “DEV” filmi La La Land, hayatın temel amacını pompalıyor: “UMUT”

Filmin açılış sahnesi harika. Bir müzikal için olabiletisi en güçlü giriş; otoban sahnesi ve bu sahnenin yarattığı “Ben bambaşka bir evrendeyim” hissi. “İnsanları bambaşka dünyalara götürebilme” süper gücünün de başlangıcını yapıyor film adına. Kullanılan canlı renkler, her bir karesi tablo haline getirilip baş köşeye asılası sahneler… 1950′li ve 1960′lı yılların en kuvvetli detaylarını alan film, konusu itibariyle Mia’nın geçmiş dönem filmlerine olan hayranıyla beraber alt temada stil kodu olarak o dönemleri ilham alıyor.
Dönemin ruhunu sonuna kadar yansıtan dev müzikallerden ilham alan, bir yandan da Damien Chazelle’in caz tutkusunu dört bir köşesine yayan La La Land, bizleri çok kısa süre içinde sinemanın kült çiftleri arasında yer alacak bir çiftle tanıştırıyor: Mia ve Sebastian!
Benim en favori parçalarımdan biri olan, Sebastian yani Ryan Gosling’in stlying’inde kullanılan çift renkli oxford ayakkabıları işte bu dedirtiyor.
ryan-gosling-on-the-set-of-la-la-land-04Emma Stone and Ryan Gosling getting cozy on the set of "La La Land"

Ekran Resmi 2017-01-07 13.30.04
Emma-Stone-Ryan-Gosling-La-La-Land-filmloverss-720x400
Konumuz müzikal olunca, filmin müzikleri de büyük önem kazanıyor. Benim favorim ise; ‘Mia & Sebastian’s Theme Late For The Date’ ve Ryan Gosling-City of Stars şarkısınıda es geçemicem :)

FacebookTwitterGoogle+Blogger PostPinterestPaylaş

Nocturnal Animals

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  

_nocfeat2
Bu kadar çok film arasında nasıl seçimler yapmam gerektiği ile ilgili bir yol bulmuştum kendime, bir oyuncu seçerek tüm filmleri tek tek izlemiştim. Hala bunu devam ettirim, o oyunculardan biridir Jake Gyllenhaal. Bubble Boy filmi ilk izlediğim filmi olmuştu, beni en çok etkileyen ve oyunculuğuna bayıldığım filmi Blackback Mountain. Fakat son izlediğim Nocturnal Animals yine şahane oyunculuğa sahipti.

Filmin bir kısmının L.A ‘de geçmesi diğer kısmının Texas bölümüne ayrılmış iyi farklı şehirin farklı oluşunu hikayelere bağlama ve anlatım harika!

_nocfeat1

Filme tam anlamıyla gelirsek, sanat, intikam, umutsuzluk Nocturnal Animals son derece şık! Tom Ford’un, A Single Man filminden sonra ikinci filmi olan, çok etkili bir film olmuş.Tom Ford’un vizyonu daima elmas kesimidir bence. Austin Wright’ın 1993 romanı Tony ve Susan’a göre Ford’un gümüş ekran adaptasyonu koyu, romantik ve kaygan demiş çokta doğru bir betimleme olmuş.

Amy Adams’ın karakteri Susan Morrow, çekici bir stile sahip. Ağır bir stile sahip görünse de çok sade. Yalnız ve geceleri evde Edward’ın gönderdiği romanı okurken sade haline bürünüyor gri trikosunu giyiyor.Tüm film boyunca inanılmaz derecede hassas. Kostüm tasarımcısı Arianne Phillips, Susan’ın şık, özel, hatta mimari kıyafetler, katil topuklar ve açık sözlü mücevherlerle “hassasiyeti, kusursuzluğu ve hayatının her yanı sıra sunum yapma çabasına gerçekten yardımcı oluyor” dedi.

Görüntü yönetmelikleri, üretim tasarımı ve kostümler üç farklı öykü çizgisini ve ayarlarını sanatsal olarak iç içe geçmiş filmde. Akut estetik duyu, Tom Ford’un filmdeki ikinci işinden beklenebileceği bir şey.

image-32-e1479852171718

image-33-e1479852332648

image-34-e1479852285297

image-36-e1480109047624

image-e1480294072749

The Breakfast Club

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  


Çok fazla nedene ihtiyacım yok benim 1980′li yılları sevmem için… O dönemde doğmuş biri olarak şanslılardanım, çünkü yeni dönemden çok daha farklı bir havayı soluduğumuzu düşünüyorum tabir-i caize…
Bu döneme ait filmlerin hepsini izlemek için ayıracak zamanım çokca, özellikle ilhamı kapabileceğim stil kodları yatıyorsa o filmde… Onlarda biridir The Breakfast Club!
Amerikan kültürüne ait olan lise hayatından beş ayrı klişe karakterin bir arada olmasından çıkan hikaye, her biri bambaşka karaktere sahip… Aslında çok tipik bir senaroya sahip olan filmde görsel yönetmenin beni etkilemesinin büyük payı vardır.
Eğer bir pazar canınız sıkılırsa napsam derseniz, The Breakfast Club’a fırsat verin derim! Klasiklerden biri olan bu filmde stil dillerinin ne kadar çabasız ve gerçekten dönemini hissettirdiğini izledikten sonra daha iyi anlayacaksınız :)

Jean Seberg Filmleri ve Stili

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda, Stil Yaratma |  

Bilmem, belki çok sevdiğim anneanneciğimin yaşadığı zamanları anımsattığı için midir? Ya da o yılların masumeyetinin günümüze göre daha fazla olduğunu düşündüğüm için midir? Çok severim 60′lı 70′lı yılları… Özellikle siyah beyaz filmlere ayırırım zamanımı. Pek severek izlediğim, hatta 2 3 tekrarla sindirdiğim bir filmdir À bout de souffle(Breathless) 1960 yılında çekilen bu filmin parlayan yıldızı Jean Seberg ise benim 1 numaralı ilham perimdir. Filmin en ikonik noktaları çizgili desenine vurgulanan detaylar ve New York Harold Tribune gazetesinde çalışan Patricia’nın üzerinde yazısı bulunan t-shirtü. Afili stiliyle aslında bir o kadar şekilcisiz bir kadından bahsediyoruz boyish kesim saçları ve eyeliner’ıyla beraber erkek gömleği giyiyor kendisi. Yine bir Fransız yapımı film ve yine kendisine hayran bırakıyor.
Breathless filminden görüntüler:





À bout de souffle filminden sonra sardığım Jean Seberg filmlerinden bir diğerı oldu Bonjour Tristesse aslında biraz daha eskiye gittim 1958 yılına. Belinin üzerinde düğümlediği denim gömleğiyle karşıma çıktı bu seefer Jean yine kısacık erkeksi saçlarıyla. Aslında gerçekten eski filmere sarmak istiyorsanız listenizin başına ekleyeceğiniz iki filmdir.

Bonjour Tristesse filminden görüntüler:



Jean Seberg’in kendi stiline gelirsek sanırım pixie saç kesiminin en yakıştığı iki isimdir Jean Seberg ve Mia Farrow. Ama bu kadar maskülen olmanın yanında minicik surat hatlarıyla… Belkide bu kısacık saçlarıyla Jean yeni bir akımın ilahı bile olmuş diyebilirim. Buyrun sizde ilham veren stiline bir göz atın;



Pretty in Pink

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  

Sizi bilmem ama ben 80′li yılların stil koduna ayrı bir hayranlık duyarım; o yıllar döneminde doğduğumdan mıdır, yoksa gelişi güzel giyinilen, uyumsuzlukta uyumu yakalayan, her daim kendi bedeninden büyük kıyafetlerden tercih edilmesinden midir bilmem ama seviyorum ben 80′leri!
1986 yılında çekilen Pretty in Pink filmi kostümleriyle tam bir 80′ler dönemini için bana oldukça ilham verici gelir. Filmi izlemeyenler varsa önerilerim içine ekliyorum bu postumla beraber!
Konusuna gelirsek Andie bir nevi Cindirella hikayelerinden diyebiliriz. Fakir kız zengin çocuğua aşık olur, gençlik filmlerinden…
İşte ilham verici stiliyle baş kahramanımız Andie:
Turuncu kısa saçlarıyla elinden geldiğince abartılı bir modele sokan ama bunun yanı sıra saçına kıyasla sade makyajıyla, vatkalarından vazgeçemeyen bir pembe meraklısı o ! Andie kıyafetlerinin çoğunu ikinci el dükkanlarından satın alan bir kişilik, filmden adını aldığı gibi her kıyafetinede kendisi el atar ve onları pembe yapmak için değiştirir. Dantel yaka, şapka,küpeler, maxi etekler ve çiçek sever.
Ve diğer ilham veren öğelerinden bir taneside odasının dekorasyonu, bence oldukça heyecan verici!








Ayrıca Andie’nin yakın arkadaşı Duckie’nin de stili yabana atılacak gibi değil..


Filmin bir sahnesinde Andie kendine 50′lili yıllardan kalma bir elbiseyi kendi dönemine uygulayarak elbise dikiyor, sonuç 10 numara 5 yıldız! İşte o elbise:

The Fall

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  

İnternet sitelerinden bolca ne var, düzinelerce moda blogları, gezi, sinemaya veya her hangi bir konu başlığı altında sıfatlandırılmış bloggerlar…
Ben moda blogu hazırlıyor olsam da açıkcası çok fazla moda bloglarına göz atmaya vaktim olmuyor, belli başlı moda sitelerine bakarım. Ama blog konusunda en çok sinema dalında olanları kurcalarım, sinegrofik bir blog benim hemen gözdem olabilir. Benim gibi film izlemeyi kendine vizyon anlamında çok şey katabilenler için film eleştirisi yada önerisi sunabilen bence çok site olmasına rağmen iyilerinin içinden çok kısa bir süre içinde sığrılan Sinematopya size şiddetle tavsiye ettiklerimden. Kesinlikle göz atın derim! Sitenin yaratıcısı, zevkine, diline ve tavrına son derece güvendiğim Burak, benim ricamla çok keyifli bir filmin yazısını yazdı, yani böylece sitemde ilk kez bir konuk yazarım oldu!
Uzun süredir es verdiğim film önerilerim kateogrisine tatlı bir solukla yeni bir post sizi bekliyor, işte sizi Burak Hazine’in yazısıyla başbaşa bırakıyorum ve Sevgili Burak’a burdan da teşekkürlerimi iletiyorum :)

Masallar hayal dünyamızın en geniş repertuara sahip kaynağıdır. Birey henüz küçücük bir çocukken içine girdiği devasa evrende kaybolur, kendini bulmaya çalışırken gerçeklikle tanışır. Hayaller, gerçeğin bir yansımasıdır ve gerçeklik içinde saklıdır. Birey büyür, hayalleri de ona eşlik eder. Hayallerin ilk besin kaynağı masallar da gerçeğin içine serpiştirilir; bir bedenden diğerine geçer. Masallar çoğu zaman yaratıcısının hayal gücüne sadık kalır, bazense gerçeğin mutlak parçası haline gelir. Tarsem Singh’ın 2006 tarihli The Fall (ya da Düşüş) filmi de hayalle gerçeğin bağının koptuğu, kontrolden çıktığı bu evreye göz kırpıyor. Tüyler ürpertici bir zekanın ve hayal gücünün sınırlarının zorlandığı olaylar silsilesini yetişkin bir adam ve masumiyetin simgesi küçük bir kız aracılığıyla seyre davet ediyor.

Kolu kırık olduğu için hastanede yatan Alexandria’nın evi, yağmacılar tarafından yakılmış ve babası da öldürülmüştür. Hastanede gezinirken tanıştığı film oyuncusu Roy da ilaç bağımlısı haline gelmiş, bacaklarını hissetmeyen bir adamdır ve kızın eksikliğini hissettiği baba figürünü devralır. Böylelikle Roy, tanışır tanışmaz küçük bir oyun oynadığı Alexandria’yı kendi dehşet verici hayal dünyasının derinliklerinden kopmuş bir masalın içine sürükler. Masalda zalim bir validen intikam almak için bir araya gelmiş altı kahramanın macerası anlatılır. Altı kahraman uçsuz bucaksız çöllerden yemyeşil ormanlara, insan zihninin sınırlarını zorlayan labirentlerden ıssız adalara kadar sayısız diyarı gezer. Masal, Roy’un Alexandria’yı bir zaman sonra kendi zayıf noktasına aracı olarak kullanmasına göre şekillenir. Ortaya ise sınırları zorlayan, rüyalarda dahi karşımıza çıkması güç bir hikaye dökülür; mantık aranamayacak olan, sevginin ve acının hüküm sürdüğü, absürt komedi ile dramın bütünleştiği bir hikaye.
The Fall için Tarsem Singh’ın en yaratıcı düşlerinin gerçeğe dökülmüş hali demek doğru olacaktır. Baştan aşağıya gösterişin hükmettiği renkli kadrajlar, göz kamaştırıcı detaylar ve asla akla gelmeyecek öykü oyunlarıyla dolu olan film, seyircisini masumiyet ve iki yabancının saf sevgisi üzerinden şekillenen şiirsel anlatımıyla uzun yıllar boyunca unutulmayacak bir şölene davet eder. Mekanları ve kostümleri tasarım harikası olan, üstün bir ışık ve renk kullanımının dikkat çektiği sinematografisi ve küçük oyunlarla bezeli kurgusuyla kendine hayran bırakan The Fall, zaman tünelimizden kopup gerçekle olan bağımızı kesmek için ürpertici bir zihnin derinliklerinden çıkarak bizi selamlar. Yönetmenin başarılı oyuncu yönetimi ve perdeye aktarmada hayli zorluk çıkaracak bir senaryoyu şiirsel anlatışı ve işleyişi ise her şeyin tuzu biberi olur. Gerçek zaman ile kurmaca hikayenin birbirinden kopmaksızın, aynı çizgi üzerinde ilerlemesi ise filmin göz zevkini doyurması gibi seyirciyi ayakta tutan önemli bir eleman olarak dikkat çeker.
Singh’ın bir elin parmak sayısını geçmeyen filmleri arasında en başarılısı olan The Fall, bu dünyadan ve gerçekliğin pençesinden kurtulmak isteyenler için yaratılmış masal gibi bir eserdir. Sinemanın gerçek yönünü sevmemek, ona hayran kalmamak elbette elde değildir; fakat zaman zaman sanatın bu aracını kullanarak zihnin derinliklerinde yer edinmiş gölgeleri harekete geçirmek asla bir şikayet sebebi olmamalıdır. The Fall’un hizmet ettiği yönetmen kaygısı da tam olarak budur: Yaşamın katlanması güç gerçekliğinde hayallerin sözünü geçirebileceğimiz kısa anlar yakalamak. Singh’ın bu konuda ne kadar yardımcı olduğunu filmi seyreden herkes bilir, masal dünyasının dayanılmaz hafifliğini uzun süredir tatmayanlar ise en kısa zamanda ekran karşısına geçmelidir.
Burak HAZİNE

Amour & Turbulences

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  

Uzun süredir, keyifle bir romantik komedi izleyememenin etkisi var mıdır bilemem, belki de Fransız yapımı olduğu içindir bu filme sempatim onuda bilmem… Ama sonuc olarak hiç sıkılmadan su olup akan filmlerden biriydi.
Amour&Turbulences, iki eski aşığın uçakta şans eseri karşılaşmasını anlatıyor. İlk göz göze gelme anında, eskiden sevgili olduklarını anlatan saliselerle geçiş yapan flashback sahnesini çok sevdim, gerçekten bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden tipindeydi. Başroldeki aktör oldukça heartbreaker yani çapkın ama gerçekten bir kıza aşık olmuş adamı canlandırıyor, kız ise hayellerinin peşinden koşan aslında çakma bir Andy Warhol hayranı diyebilirim :)
Filmin alt yapısında zaten geriye dönüşlerle anlatma var, hatta bugünden sadece sözlerle bahsediliyor gibi birşey. Ayrıca dün ile bugün ki anı birleştirirken ki sahne geçişlere gerçekten hayran olduğum, bağlama noktaları çok espiriliydi. Ben ilk defa böylesine rastladım, eğer başka bir örneği yoksa kült olacak cinsten diyebilirim.
Filmi izledikten sonra kısa bir an Eyfel Kulesinin büyüsüne kapılabilirsiniz dikkat!
Ayrıca bir-iki eleştri yapmak gerekirse, bence yaratıcı olan  bu filmde şarkıları çok zayıf kalmıştı. Bir diğer en favori Fransız yapımı romantik komedi filmim olan L’arnacoeur deki gibi film müzikleri çok kuvvetliydi. (Bu filmle ilgili yazımı incelemek için tıktık!!!)
Amour&Turbulences’in styling’ine gelirsek, çok fazla üstünde çalışılmış olduğunu söyleyemem ama Antoine rolündeki Nicolas’ın yelekle beraber tamamlanmış takım elbisesi ve bir erkeğe en çok yakışan wayfarer gözlükleriyle oldukça karizmatik olduğunu eklemeden edemicem! :) İMDB puanı 6.1 olan bu filmde sizinde keyifli zaman geçirceğinizi düşünerek, öneriyorum.

The Great Gatsby

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  


Uzun zamandır film önerisi yazmadığım için mailler alıyor olsam, bile yoğunluktan bir bilgisayar başına oturup klavyenin tuşlarına basmaya zaman olmadı… Halbuki ben bu filmi tam 2 senedir bekledim hatta gösterime ilk girdiği gün gidip hemen izledim (ki eski versiyonunuda izlemiş biri olarak-1974 yapımı). Ama gelin görün ki daha yeni bir post hazırlamaya vakit bulabildim, Muhteşem Gatsby için.
Film adı gibi muhteşem… Bu kadar izlediğim film içerisinde en görkemli olanı hatta.
Great Gatsby, klasikleşmiş bir filmdir aslında… 1974′de romandan uyarlanan bir film. 2 senedir 4 ayrı sezon konseptinde 20′ler ilhamını verdi moda evlerine, yani kendisi gösterime girmeden bile modaya yön verdi. Film için bir başka değişlede moda için önemlide diyebiliriz. Kostümler Miuccia Prada’dan çıktı, ve tek kelimeyle 20′lerin tüm çizgisini taşıyan detaylara sahip ve oldukça vizyon kazandıran nitelikte. Çok beğendiğim Carey Mulligan bu filmle beraber daha da bir star havasına girdi ve Leonardo DiCaprio’nun başarı yine tartışılmaz.
Film gizemli birinin hayatını anlatarak başlıyor aslında bu gizemli kişinin tüm planları arasında çok büyük bir aşk var! Günümüzde artık olmayan cinsten… Bir üçüncü karakter tarafından hikayeleniyor, film. Aslında bir nebze onun gözünden ilerliyor, onun yorumuyla izliyorsunuz filmi. Pembe takım elbise giyen Gatsby’nin aslında ne kadar derin bir iç dünya’ya sahip olduğunu yavaş, yavaş anlamaya başlıyorsunuz, aslında filmin sürükleyen tarafı bu.
Carey bu filmde ikonik film karakteri olan Daisy Buchanan’ı canlandırıyor.Tam bir 1920′lerin ladylerinden… Ayrıca 20′ler modasıyla ilgili yazılarımı incelemek isterseniz: Moda:20′ler ve 1920′lerde Moda Nasıldı
Aslında bu filmin büyüsünü anlatmak oldukça zor, ne demek istediğimi anlamak için bu filme dakikalarınızı ayırmanız gerekiyor. Bu değerli zamanı hakediyor. Beni film içinde en çok etkileyen sahne kocaman pencerelerde kocaman tüllerden oluşan perdelerin uçuş uçuş olduğu sahneydi! Hala gözümün önünde…
Sizde şayet izleyeceksiniz, şimdiden iyi seyirler. Unutmayın, tam bir klasik izleyeceksiniz!


Stoker

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  



En kült filmlerden biri olan Dünya’da izlemeniz gereken ilk 100 filmin içinde bulunan sonunun en süprizli bulduğum filmlerden olan Oldboy’un yönetmeninin elinden çıkma. Sundance gösterimli Stoker…Filmin başlangıçı süperdi, tek kelimeyle bayıldım. Çekimler harikaydı… İlk sahnelerde de öyle gitti, sonra ilerleyen sahnelerde biraz daha normal moda geçsede, İndia’nın geçmişi hatırlayan ki flashback geçişlere ayrı bayıldım. Bana göre film başından belli olan bir duruşa bağlıydı, ben sonu süprizli akla gelmeyen bir bitiş yapar demiştim gerçi…  Karanlık bir tarafı olan aile; depresif, sorunlu, gotik bir tavır çizgiyor filmde. Eğer kendi içinde farklı bakış açılarına sahip, her konuya tadında değinen ve aşırıya kaçmadan ne demek istediğini anlatan bir film izlemek istiyorsanız, Stoker doğru karar olacaktır.
Bir filmde bir kıyafetle betimlenen bir tavır olması çok hoşuma gitti, ayakkabılarla İndia’nın doğum günleri ve her yaş atmasıyla değişen ayakkabıları. Aslında yaşının ilerlemesiyle beraber ayakkabıları başka bir durumu sembolize ediyor.
Ayakkabı demişken, Moonrise Kingdom’daki  stil sahibi karakteri Suzy Bishop’un ayakkabılarıyla aynı olması ayrı bir keyif, çok beğendiğim ayakkabılar oluyor kendileri.(Moonrise Kingdom postum için tıktık!!) Stoker’ın stil kodu çok başarılı bunu kesinlikle eklemeliyim, fazlasıyla ilham verici oldu benim için. Mia Wasikowska’nın oynadığı her film kendi içinde fazlasıyla tarz sahibi oluyor zaten, bu bir rastlandı olabilir mi? Restless benim için gelmiş geçmiş en stilli filmdir.(Restless hakkındaki yazımı incelemek için tıktık!!) Ayrıca Mia’nin stilini içinde tıktık!!!


Fantastik Dünya’da Aşk Nasıl Olur?

eklenen içerik by ButtiBurçin kategori Film Önerisi, Moda |  

Film önerilerime bir yenisini eklemek istiyorum ve postuma, fantastik bir filmde aşka dair bu kadar klasik bir konuyu son derece başarılı bir şekilde kurgulayan Upside Down filmi önerimdir diyerek başlıyorum!
Başrollerinde Jim Sturgess ve Kirsten Dunst var. Jim Sturgess, oyuncu olarak pek beğenmesemde aslında içinde olduğu her film farklı oluyor açıkcası filmlerini seviyorum ilk izlediğim filmi, 21 türünün ilklerinden olmasa da çok sürükleyeci bir yapımdı ardından Across The Universe izlemiştim ağır ilerleyen ama izlenesi bir aşk filmi olduğunu kesinlikle eklemek isterim, Heartless Jim’in en beğendiğim bana göre türü pskilojik kategorisine girecek başarılı bir yapıttı. En son Jim’i One Day filminde bırakmıştım o aşk filminden sonra böyle farklı bir kurguya sahip, günümüzdeki zengin kız fakir oğlan durumuna benzetme yapmış farklı bir filmle çıktı karşıma, bu filmle aslında Jim’i sevmeye başladım bile diyebilirim. Görsel olarak şenlik yaratıyor film, açılar, duruşlar herşeyiyle… Kirsten Dunst ise rolüne yakışmıştı, zaten onu çok sevdiğim aşk filmi Crazy&Beautiful ve kuşkusuz favorim olan Marie Antoinette‘den dolayı pek severim.(Kirsten Dunst stili için tıktık!!!)

Upside Down filmine geri dönmek istiyorum, bana göre film Hollywood da son zamanlarda en iyi çekilmiş romantik komedilerden biri olmaya aday. Çok orjinal bri senaryoya sahip… Alt ve üst kabaka olayını yer çekimi ve yer kürede farklı bir bakış açısı sunuyor. İçindeki açıklamaları ve yaratılan dünyanın üzerinden alt dünya, üst dünya olgusuyla gönderdiği mesajlarına kadar ince hesaplanmış bir senaryoya sahip. Özellikle fantastik film severler için muutlaka izlemeli diyorum.mutlaka izlemeli kesinlikle önerimdir.
Ayrıca eklemeyeliyim ki, sonuna öyle güzel bir mantıkla yerleştirilmiş süpriz yatıyor ki filmin sonunda tamamdır olmuş diyorsunuz =) İzleyecek olanlara iyi seyirler diliyorum!